Elma ağacı portakal verir mi? Kedi tavşan
yavrular mı? Normal koşullarda hayır.
 |
(Genetik mühendisleri bu işlere el almamışlarsa)
Bitkiler ve hayvanlar kendi fiziksel özellikleri doğrultusunda
sonuçlar verirler. Biz elma ağacından portakal yemek
ister ve bu noktada da çaba gösterirsek hem o ağaç
zarar görecek hem de boşuna uğraşmış olacağız.
Çocuklarımız için de durum farklı değildir. Çocuklarımız
da farklı farklı özelliklere sahiptir. Kimileri soğukkanlı,
sakin, yavaş hareket eden, kimileri hızlı, tez canlı,
kimileri daha yumuşak ve uysaldır. Kimileri çabuk
öğrenir, kimileri matematiksel zekaya sahiptir ama
yazmayı sevmez, kimileri okumayı.
Bu sözünü ettiğimiz her şey, büyük oranda bireysel
farklılıktan ibarettir. O halde herkesten aynı şeyleri
aynı başarıda yapmasını bekleyebilir miyiz?
Bazı aileler çocukları için hedefler koyup onlara
ulaşmaları konusunda son derece inatçı oluyorlar.
Benim çocuğum avukat olacak ya da mühendis olacak
gibi. Böyle düşünen bir anne baba elma ağacından portakal
almayı ümit ediyor olabilir. Avukat olabilecek ya
da mühendis olabilecek özelliklere sahip olmayan çocuk
için böyle bir dayatma ne büyük haksızlık, şanssızlık
ve zorlama değil mi?
Avukat yapmaya çalıştığımız çocuğumuzun hafıza düzeyi,
okuma isteği, sosyal ilişki kurma becerisi, muhakeme
gücü acaba yeterli mi?
Bu çocuk belki de iyi bir müzisyen olabilme potansiyeline
sahip, ama aile bunu göremiyor bile...
Yapılması gereken şey çocuklarımızın bireysel özelliklerini
keşfetmeye çalışmak ve onların önünü açmak. Çocuğumuzun
ileride mutlu ve verimli bir yetişkin olması bugünkü
duyarlılığımıza bağlı.
Kim bilir kaçımız anne ya da babası istedi diye öğretmen,
doktor, polis, hemşire olmuştur? Ama belki de çok
farklı alanlarda çok daha başarılı ve mutlu yetişkinler
olacakken ebeveynlerinin yönlendirmesine kurban etmişizdir
hayatımızı.
Anne babalar olarak bir de çocuklarımızı başkalarının
çocuklarıyla karşılaştırmak gibi bir problemimiz var.
Bak “Amcanın oğlu matematikten hep 5 alıyor, sen tembelsin.”,
“Fırat ne güzel çalışıyor, sen kitabın kapağını açmıyorsun”,
“Ecem haftada bir kitap bitiriyor, sen bir satır bile
okumuyorsun”, “Kaan uslu uslu oturuyor, sen fıkır
fıkır yerinde duramıyorsun” ,tüm bu sözler çoğunlukla
iyi niyette söylenen ama kötü sonuçlar veren sözlerdir.
Çocuğumuzun geleceği ve yapacakları konusunda kararı
biz vermezsek, çocukluktan itibaren zaman içinde iyi
bir gözlemle çocuğumuzun neden hoşlandığını neye ilgi
duyduğunu keşfedersek ve onun ilgilendiği alanlarda
olanak yaratırsak onun için en iyi şeyi yapmış oluruz.
İstediğimiz çocuklarımızın kendileriyle barışık, huzurlu,
mutlu, üretken ve başarılı bireyler olmasıysa; onları
kontrollü bir biçimde özgür bırakmalıyız.
Sonrası ise yaşam içindeki fırsatların ve olanakların
kullanılmasıyla ilgilidir. Kendi yaşamımızda böyle
değil mi?