Farkında mısınız ama sevgilerimiz gerçek
sevgi değil. Ya “eğer” ler ekliyoruz
“eğer uslu bir çocuk olursan, eğer başarılı
olursan, eğer .......... seni severim.” diye ya da
seni seviyorum çünkü akıllısın, çünkü güzelsin, çünkü
başarılısın... Bunu uzatmak mümkün. Dönüp ilişkilerimize
bir bakalım. Yaşamımızda ki tüm ilişkilerimizde “eğer...”
ve “çünkü .....” bağlaçlarıyla yarattığımız sevgilere
sahip değil miyiz. Bunları tüm ilişkilerimiz için
temizlemeliyiz ama en çok da çocuklarımızla olan ilişkilerimizde
temizlememiz çok önemli
“Odanı dağıtırsan seni sevmem”, “bak
seni seviyorum çünkü sen ödevlerini çok güzel yapıyorsun
aferin.” Bu durumda çocuklarımız nasıl sevilmiş oluyorlar?
Bir koşula bağlı olacak ve davranışlarına
göre seviliyorlar ya da sevilmiyorlar... Bunu bu şekilde
hissettirdiğimiz çocuğumuzu bir düşünün.
Kendi varlığı nedeniyle sevilmediğini
ama belli koşullar ya da nedenler sonunda sevildiğini
algıladığını bir düşünün. Bu çocuk kendini yalnızca
kendi olduğu gibi değerli bulacak mı? Özgüveni gelişecek
mi? Özsaygısı oluşacak mı?
Bizim ona verdiğimiz mesaj “seni sevmem
şunlara, şunlara, şunlara bağlı” olursa o çocuk kendine
güvenir mi? Ya da o koşulları sağlamadığında güvensizlik
duymaz mı?
Herkes sevilmeyi hak ediyor. Hele doğumunu
an be an beklediğimiz, heyecandan uykularımızın kaçtığı,
kucağımıza aldığımızda içimizin titrediği kendi çocuğumuz...
Sevilmeyi hak etmiyor mu? Sevilmek için kendi olmak
dışında yapması gereken başka ne olabilir ki?
Evet çocuklarımızın yanlış davranıştan
kurtulup doğru davranış kazanmasını isteriz. Bunu
yaparken “sevgi” kozunu kullanmak aslında bizim acizliğimizin
bir kanıtı değil mi? İstenen davranışı oluşturmak
ya da istenmeyen davranışı kaldırmak için yapabileceklerimiz
var ama bu tehdit olmamalı.
Biz çocuklarımızı aslında her koşulda
sevmiyor muyuz? Yaramaz olsa da kırıp dökse de, hayırsız
uğursuz olsa da zarar gördüklerinde içimiz titremiyor
mu?
Biz her şeye rağmen çocuklarımızı seviyoruz.
Çünkü gerçek sevgi “.................... rağmen seni
seviyorum.” değil midir?
Sevgilerimizi koşulsuz yaşamak ve çocuklarımıza
her şeye rağmen onları sevdiğimiz mesajını bol bol
vermek dileğiyle...
KOŞULSUZ SEVMEK - 2
Eskiden kızım bana sık sık onu sevip
sevmediğimi sorardı. Ben de “tabi seviyorum, insan
çocuğunu sevmez mi” türünden yanıtlar verirdim. Sonra
üzerinde düşündüm neden kızım böyle hissetti diye?
Olan biteni bu gözle irdelemeye başladım. Her anne
çocuk gibi bizim de aramızda tatsızlıklar, bağrışmalar
oluyor ve olay bir şekilde yatışıyordu. Ortalık sakinleştiğinde
onu kucağıma alıp, “Bak İlayda sen benim için önemlisin
sen ne yaparsan yap bu değişmez ve seni sevmem senin
hep iyi şeyler yapmana bağlı değil. Ben senin doğru
davranmanı ve hataları az yapmanı isterim, bunun içinde
sana bazı uyarılarda bulunurum. Bunları dinlediğinde
daha az sorun yaşarsın.” gibi konuşmaya başladım.
Ya da konuşmalarında sık sık “Seninle birlikte vakit
geçirmek beni mutlu ediyor”, “Sen harika bir çocuksun”,
Senin gibi bir kızım olduğu için çok şanslıyım” “İyi
ki varsın” gibi cümlelerle duygularımı ifade ettim.
Pek çok ebeveyn çocuğunun, annesinin onu ne kadar
sevdiğini bildiğini varsayar. Sevildiğini, önemli
bulunduğunu, değer verildiğini duymak kimin hoşuna
gitmez ki... Birisi size onun değerli olduğunuzu söylediğinde
neler hissettiğinizi düşünün. Bunu çocuğunuza yaşatmak
sizin elinizde.
Çocuklarımıza onlara karşı duyduğumuz
saf ve koşulsuz sevgiyi gösterirsek ileride (ergenlik
döneminde) yaşanacak fırtınalı günleri daha kolay
atlatırız.
Kızım şimdi bana artık onu sevip sevmediğimi
sormuyor çünkü bunu benden hemen hemen her gün değişik
şekillerde duyuyor. Bu ise hiç duymadığı bir şekil
“İlayda sen benim için çok değerlisin.”
Yüzünde güller açan bir çocuk görmek
isterseniz bunu bir deneyin...