Başarı, yeni yeni yürümeye çalışan çocuğun
yardımsız attığı ilk adımdır, heceleyen çocuğun düzgün
okumaya başlamasıdır. Bunları gerçekleştiren bir çocuğun
yüz ifadesini hatırlıyor musunuz? Çocuk çaba göstermiş
ve karşılığını almıştır. Karşılık yalnızca not ya
da puan değildir. Ancak biz toplum olarak başarıyı
en yüksek not, yüksek puan, sınıf birinciliği vs.
olarak algılıyoruz. Bu algımızı da çocuklarımıza beklenti
olarak yansıtıyoruz.
Okul çağında çocuğu olanlar “anne matematik
testinden 3 aldım” diyen çocuğuna “kim en yüksek notu
aldı ya da en yüksek not kaçtı?” sorularını yöneltip,
çocuklarını nota endeksleyerek “başarı = yüksek not”sonucuna
ulaştırıyorlar. Oysa gerçekte başarı kişinin gayreti
ve çabaları sonucu yapabileceğinin en iyisidir. Çocuğunuz
dersini çalışıyor, ödevlerini ve tekrarlarını yapıyor
ama elde ettiği not tam not değil. Şimdi bu durumda
olan çocuğa başarısız damgasını vurmak, sen çalışıyorsun
ama başaramıyorsun demek ona yapılacak olan en büyük
haksızlık değil mi?
Biz yetişkinler, anne – babalar, öğretmenler
olarak çocuklarımıza ve gençlerimize su mesajı vermeliyiz.
“Sen çalış elinden geleni yap, sonuç ne olursa olsun,
sen başarmış olacaksın”
Lise Giriş ve üniversite sınavlarının
yaklaştığı şu günlerde, bu nedenle öğrenciler çok
ciddi baskılar yaşamaktalar.“Kazanmalısın, kazanmazsan
şöyle kötü olur, böyle başarısız olursun. Füsun hanımın
kızı nasılda kazandı senin ondan ne eksiğin var.”
Onun çalışma isteğini arttırmak amacıyla iyi niyetle
söylediğimiz bu sözcükler, onların dünyasında ne büyük
fırtınalara neden oluyor bir bilseniz.
15 yıllık öğretmenlik ve yöneticilik
yaşamımda böyle baskılar sonucu (siz baskı gibi görmüyorsunuz
ama bu sözlerin yarattığı etki bu), kapasitesi ve
çalışması müsait olduğu halde çok sayıda öğrencinin
hak ettiği sonucu elde edememesini görmek benim için
çok üzücüydü.
Çalışmayan, çaba göstermeyen çocuğu bir
kenara bırakıyorum onlarla ilgilenme stratejileri
çok daha farklı. Benim şu anda ilgilendiğim; çalışan,
çabalayan ama onlardan beklenen başarı kriteri altında
ezilen öğrenciler.
Kimi suçlayabiliriz? Olanaklarını kullanmayan,
çaba göstermeyen, önemsemeyen vb. tavrı gösterenleri
suçlarız ya da suçlamalıyız. Oysa çalışan, sorumluluklarını
yerine getiren bir çocuğun suçlamak mümkün mü? Örneğin
“12 yasında çocuğunuz okuldan geliyor, biraz dinlendikten
sonra ödevlerini ve çalışmalarını yapıyor, masadan
kalktığında uyku saati de yaklaşmış oluyor, kısa bir
süre televizyon izliyor ve yatıyor.” Bu çocuk girdiği
sınavlardan tam not alamayabilir, peki sen başarısızsın
demeyi hak ediyor mu?
Sapla samanı ayıralım çocuklara sorumluluklarını
yerine getirmeleri için olanak tanıyalım (sorumluluğunu
yerine getirdiği taktirde) sonuç ne olursa olsun onun
başarılı olduğunu vurgulayalım. Aksi halde çocuklar
ve gençler kendilerini eksik, başarısız, yetersiz
buluyorlar ve bu da kendilerine olan güvenlerini zedeliyor.
Yetişkinler olarak burada üzerimize
düşen “yapabileceğinin en iyisini yap, buna inan benim
için yeterli” mesajını vermektir. Kazanılan en iyi
lise, ya da fakülte ruh sağlığı bozulmuş bir öğrenci
ve veli için anlamlı olmayacaktır.Sağlıklı ve huzur
dolu günler dileğiyle.